'If you find good things in the world, you must be lucky and happy. Sometimes it can be a book, a music, a painting, a city or maybe a person or a kind of love or just a dream.'
8/14/2011
You know what's wrong with you, Miss Whoever-you-are? You're chicken, you've got no guts. You're afraid to stick out your chin and say, "Okay, life's a fact, people do fall in love, people do belong to each other, because that's the only chance anybody's got for real happiness." You call yourself a free spirit, a "wild thing," and you're terrified somebody's gonna stick you in a cage. Well baby, you're already in that cage. You built it yourself. And it's not bounded in the west by Tulip, Texas, or in the east by Somali-land. It's wherever you go. Because no matter where you run, you just end up running into yourself.
6/15/2011
Balkon Konuşması
Beyaz ırkçılığının kurbanlarının simgesi sayılan Nelson Mandela, 27 yıllık hapis ‘cezasını’ tamamlamasının ardından Cape Town’daki belediye binasının balkonuna çıkarak yaklaşık 100 bin Güney Afrikalıya hitap etti. Mandela’nın konuşması ırkçılığa karşı kazanılan zaferin bir simgesi oldu.
4/18/2011
4/04/2011
Kadınlar ve haklar
Haklarımızdan mahrum bir şekilde köşemizde sessiz sedasız büyütülüyoruz. Haklarımızın bir şekilde bize verileceği öğretildi, nasıl ve neden olacağını bilmiyoruz.
Haklarımızı anlatmayın, sizin verdiğiniz hakları istemiyoruz biz artık, biz haklarımızı almak istiyoruz. Bizi ilgilendiren sorunlarda tek başımıza karar verebilmek istiyoruz. Yalnızken de güçlü bir birey olabilmek istiyoruz. Kendini seven, kendine değer veren ve en önemlisi kendini önemseyen bir kadın. Bazen tek başına bazen beraber.
Haklarımızı anlatmayın, sizin verdiğiniz hakları istemiyoruz biz artık, biz haklarımızı almak istiyoruz. Bizi ilgilendiren sorunlarda tek başımıza karar verebilmek istiyoruz. Yalnızken de güçlü bir birey olabilmek istiyoruz. Kendini seven, kendine değer veren ve en önemlisi kendini önemseyen bir kadın. Bazen tek başına bazen beraber.
Türküm doğruyum yorgunum 'SIRRI SÜREYYA ÖNDER'
Kendinize reva görmediğiniz şeyleri çocuğunuza da görmeyin.
Yıldırım Türker’in dediği gibi “And içireceğinize süt içirmenin yollarını bulmaya çalışın.
Yıldırım Türker’in dediği gibi “And içireceğinize süt içirmenin yollarını bulmaya çalışın.
3/01/2011
Woman
Women have many moods,
many colors.We are strong,
we are vulnerable.
We laugh,
we cry.
Our hearts break,
our hearts mend.
We know exactly what we're doing,
we can't remember why we came into the kitchen.
We are many,
sometimes we feel totally alone.
We are a puzzle called woman.
If you can unlock the puzzle,
you are a lucky soul.
2/23/2011
Tecavüz ve hadım etme olgusu
Tecavüzün cinsel dürtülerine engel olmamak dışında çok fazla nedeni vardır. Nedenleri psikolojik ve sosyolojik olmak üzere farklı kaynaklardan beslenebilir. Ataerkilliğin günlük hayatta fazlasıyla hissedildiği toplumlarda ise tecavüz ve taciz vakaları ne yazıkki bireye indirgenemeyecek denli kapsamlı hale gelmiştir. Bu tip aile yapısı içinde büyüyen insanlarda bazen tecavüz etme güdüsünden çok, bu fiil kendini dışa vurma ve ifade etme biçimine dönüşebilmektedir. Bu tip kapalı toplumlarda tecavüzcü diye anılan insanı cezalandırmak, sadece bu suçu oluşturan etkenleri gözardı ederek bütün suçu bir bireye yüklemekten başka birşey olmayacaktır. Tecavüz veya taciz olgusu aslında bir başka insan üzerinde hakimiyet kurma, kendini kabul ettirmeye çalışma, sevilme isteği yahut içindeki öfkenin karşısındaki insanı küçülterek giderilmeye çalışılması şeklinde gelişen bir vakadır. Tecavüzü, bütün suçlular açısından yalnızca cinsel dürtünün kontrolsüzlüğüne indirgemek, sadece asıl sorunu görmezlikten gelmeye çalışmaktır. Bu tip hasta insanları cezalandırma yöntemlerinde dikkatli ve titiz davranmak toplumun güvenliliğini sağlamak açısından önemlidir. Ceza yapıcılar öncelikle karşılarındaki bireyin bir hasta olduğunu dikkate almakla yükümlüdürler.
2/21/2011
Yalnızlık ve kadın!
Sevgisizliğe, sömürülmeye, becerilmeye. Üç kuruşa karnızımı doyurmak için bedenimizi sunmaya ve bizden tarafa baktığımızda kimsesizliği görmeye, yalnızlığı ve yagırdanmayı tatmaya öyle alışmışızki. En küçüğümüzden en büyüğümüze. Terk edilmişliğe öyle alıştırılmışızki, kadın olarak doğduğumuz için lanet etmeye. Yeni belirmeye başlayan göğüslerimizi gizlemeye, kadınca dürtülerimizi bastırmaya, kendimizi bir aşka saklamaya ve hep bir gün prenses olacağımız düşünü kurmaya.
Hayat ne yazıkki Mardin'de 13 yaşında 26 erkek tarafından anal ilişkiye maruz kalan o çocuğun gözünde bizim durduğumuz yerden olduğundan çok farklıydı. O, kimsesizliği de biliyordu, acı çekmeyi de, hıçkırıklarını boğazına girecek bir lokma ekmek için susturmasını da biliyordu. O, aramaız en hızlı büyümüş insandı. 13 yaşındaydı ama yüzyıla yetecek acıyı ve yalnızlığı tek bir bedende hissetmiş, yaşamıştı. Yalnız olmadığını düşündüğü bir an, biz iyice öğretmiştik ona yalnız olduğunu ve hep yalnız bırakılacağını. Umrumuzda bile olmadığını. Onun çocuk bedenini defalarca kez becerirken yaşadığı acının ufacık bir zerresini bile umursamadığımızı iyice öğrenmişti artık. Hala acı çekiyordu ve yalnızdı ama sadece biraz daha güçlüydü artık. Çünkü ne kadar yavşak ve aşağılık olduğumuzu en iyi şekilde göstermiştik ona.
Hep beraber en iyi kostümlerimizi giyip, hayatının sırf biz erkeklere hizmet etmek için yaratıldığını göstermiştik ona. Hepimiz ezberimizi iyi yapıp, rolümüzü sahiplenmiştik. Bizdik, erkektik, kadın bizim için yok muydu zaten, bizdik bu yahu erkek, adam. Artık susturmayı da öğrenmiştik, sömürmeyi, kullanmayı öğrendiğimiz gibi. Hayat denilen şey, bizim uçkurumuzun etrafındaki sinirlerden oluşuyordu ne de olsa. Bizdik bu, erkek!
(Seni koruyamadığım için beni affet küçük kız)
Hayat ne yazıkki Mardin'de 13 yaşında 26 erkek tarafından anal ilişkiye maruz kalan o çocuğun gözünde bizim durduğumuz yerden olduğundan çok farklıydı. O, kimsesizliği de biliyordu, acı çekmeyi de, hıçkırıklarını boğazına girecek bir lokma ekmek için susturmasını da biliyordu. O, aramaız en hızlı büyümüş insandı. 13 yaşındaydı ama yüzyıla yetecek acıyı ve yalnızlığı tek bir bedende hissetmiş, yaşamıştı. Yalnız olmadığını düşündüğü bir an, biz iyice öğretmiştik ona yalnız olduğunu ve hep yalnız bırakılacağını. Umrumuzda bile olmadığını. Onun çocuk bedenini defalarca kez becerirken yaşadığı acının ufacık bir zerresini bile umursamadığımızı iyice öğrenmişti artık. Hala acı çekiyordu ve yalnızdı ama sadece biraz daha güçlüydü artık. Çünkü ne kadar yavşak ve aşağılık olduğumuzu en iyi şekilde göstermiştik ona.
Hep beraber en iyi kostümlerimizi giyip, hayatının sırf biz erkeklere hizmet etmek için yaratıldığını göstermiştik ona. Hepimiz ezberimizi iyi yapıp, rolümüzü sahiplenmiştik. Bizdik, erkektik, kadın bizim için yok muydu zaten, bizdik bu yahu erkek, adam. Artık susturmayı da öğrenmiştik, sömürmeyi, kullanmayı öğrendiğimiz gibi. Hayat denilen şey, bizim uçkurumuzun etrafındaki sinirlerden oluşuyordu ne de olsa. Bizdik bu, erkek!
(Seni koruyamadığım için beni affet küçük kız)
2/17/2011
Yolculuk
Hayat uzun bir yolculuk, kendimize yaptığımız yolculuk ise uzun olmaktan ziyade, yürek isteyen bir yolculuk. Sevmek, anlamak, anlayış göstermek ve iyiniyetli bir yüreğe sahip olmak için cesaret isteyen bir yolculuk.
Her gün öğreniyorum, neyi az yaptığımı ya da neyi çok; neyi yanlış yaptığımı ya da neyi doğru; kimi anlayabildiğimi ya da kime anlayışsızca yaklaştığımı; kime hoşgörüyle davrandığımı ve kime karşı hoşgörüsüz olduğumu; nerde kötü ve nerde iyi olduğumu; nerde aptallık yaptığımı; nerde dinlemekten vazgeçtiğimi; nerde sarılmak yerine yargılamayı seçtiğimi; neden dinlemek yerine suçladığımı; neden susmanın bazen en iyi sözcükler olduğunu unuttuğumu; herkesin bir sırrı olduğunu; birşeyin içinde yer almak için illa sevmek gerekmediğini; bazen saçmada olsa orda, biriyle birlikte olman gerektiğini; bazen birinin elini sırf sana ihtiyacı olduğu için tutman gerektiğini; değersiz şeyler yüzünden insanları kırmamak gerektiğini; kaybettiğimiz her insanın bizden bir şeyleri de beraberinde götürdüğünü; aramızdaki uzun yolların bizi koparmaya yetmeyeceğini; insanlara güvenerek güne başlamanın değerini; her şeye rağmen her gün yeni başlangıçlar yapabilmenin mümkün olduğunu; gülümsemenin bir insana verilecek en güzel armağan olduğunu; herkesten önce kendine dürüst olmanın önemini; unuttuğun güzellikleri daha sık hatırlaman gerektiğini; bir şeyleri sadece kendin için yapmanın yarattığı şımarıklığın tatlı halini; bazen hiçbir şey yapmamanın da aslında bir şey yapmak olduğunu; hatalarından kaçamadığını, yalnızca yüzleşip kendine dürüst olman gerektiğini; güçlü olmaktan daha önce sevgi dolu bir kalbe sahip olmanın önemini; sevmeyi; mutlu etmeyi; tanımadığın insanlar için iyi bir şeyler yapman gerektiğini; bazen hiç düşünmeden denize atlaman gerektiğini ya da hiç düşünmeden bir dağın yamacında yürümen gerektiğini; yaşamamız için tek bir hayata sahip olduğumuzu ve iyi şeyler biriktirebilmenin harikalığını; biriken her kötü anının içimizi çöplüğe çevirdiğini; insanın hiçbir şeyi unutma becerisine sahip olmadığını; unutmaya çalışmak yerine sadece kabullenip kendini sevmen gerektiğini; ve kesinlikle insanları sevmenin yolunun kendini sevmekten geçtiğini; kendinle barışık olmadan dünyayla barışamayacağını; doğayı sevmen gerektiğini ve gülümsemenin hafifliğini :)
Her gün öğreniyorum, neyi az yaptığımı ya da neyi çok; neyi yanlış yaptığımı ya da neyi doğru; kimi anlayabildiğimi ya da kime anlayışsızca yaklaştığımı; kime hoşgörüyle davrandığımı ve kime karşı hoşgörüsüz olduğumu; nerde kötü ve nerde iyi olduğumu; nerde aptallık yaptığımı; nerde dinlemekten vazgeçtiğimi; nerde sarılmak yerine yargılamayı seçtiğimi; neden dinlemek yerine suçladığımı; neden susmanın bazen en iyi sözcükler olduğunu unuttuğumu; herkesin bir sırrı olduğunu; birşeyin içinde yer almak için illa sevmek gerekmediğini; bazen saçmada olsa orda, biriyle birlikte olman gerektiğini; bazen birinin elini sırf sana ihtiyacı olduğu için tutman gerektiğini; değersiz şeyler yüzünden insanları kırmamak gerektiğini; kaybettiğimiz her insanın bizden bir şeyleri de beraberinde götürdüğünü; aramızdaki uzun yolların bizi koparmaya yetmeyeceğini; insanlara güvenerek güne başlamanın değerini; her şeye rağmen her gün yeni başlangıçlar yapabilmenin mümkün olduğunu; gülümsemenin bir insana verilecek en güzel armağan olduğunu; herkesten önce kendine dürüst olmanın önemini; unuttuğun güzellikleri daha sık hatırlaman gerektiğini; bir şeyleri sadece kendin için yapmanın yarattığı şımarıklığın tatlı halini; bazen hiçbir şey yapmamanın da aslında bir şey yapmak olduğunu; hatalarından kaçamadığını, yalnızca yüzleşip kendine dürüst olman gerektiğini; güçlü olmaktan daha önce sevgi dolu bir kalbe sahip olmanın önemini; sevmeyi; mutlu etmeyi; tanımadığın insanlar için iyi bir şeyler yapman gerektiğini; bazen hiç düşünmeden denize atlaman gerektiğini ya da hiç düşünmeden bir dağın yamacında yürümen gerektiğini; yaşamamız için tek bir hayata sahip olduğumuzu ve iyi şeyler biriktirebilmenin harikalığını; biriken her kötü anının içimizi çöplüğe çevirdiğini; insanın hiçbir şeyi unutma becerisine sahip olmadığını; unutmaya çalışmak yerine sadece kabullenip kendini sevmen gerektiğini; ve kesinlikle insanları sevmenin yolunun kendini sevmekten geçtiğini; kendinle barışık olmadan dünyayla barışamayacağını; doğayı sevmen gerektiğini ve gülümsemenin hafifliğini :)
2/15/2011
Issız Adam filminden sonra yönetmenler aşk filminin de para ettiğini farkedince, e haliyle konusu aşk olan bir sürü senaryo çıktı ortaya. Ardından yönetmenler de başladılar filmleri çekip çekip piyasaya sunmaya, tek sorunumuz aşk'ın nasıl ifade edilirse daha iyi bir aşk olacağıymış gibi. Neyse en azından artık cinselliğe de değinme yürekliliğine sahip aşk filmlerimiz var :)
2/13/2011
Çocuk olmak!
Radikal' in ''Bir tecavüz dayanışması'' haberine ithafen!
Aslında o kadar çok şey varki denecek ancak yazıyı okurken gözyaşlarım bu sıkıştırılmışlığı anlatabilir. İçimden bir şey gelmiyor, ne bir öfke belirtisi ne bir kızgınlık hali sadece garip bir yalnızlık ve terkedilmişlik ve son nefesine kadar tüketilmişliği hissediyorum. Bu en vahşicesi olsa gerek, eskiden bir evin içinde herkesin bildiği ama sesini çıkarmadığı ensestlerimiz vardı, şimdiyse bir şehir var ülkemde, küçük kız çocuklarını çocukça şeylerle kandırıp kendi iktidarsızlıklarının acısını onlarla unutmaya çalışan. Koca bir şehir var ülkemde adımımı atmamama yetecek kadar yeterli nedeni bana sunan. Bir şehir var ülkemde yaşlısıyla genciyle erkeğiyle kadınıyla dünyanın en büyük günahını işleyen. Ne yapılabilir böyle bir durumda, nasıl yaşanabilir bu ülkede o insan demeye bile korktuğum insanların arasında. Nasıl umudu kalır insanın herşeyin bir gün daha güzel olacağına...
Bir cinayetin toplum gözünde normalleştirilmeye çalışılması vakası (!)
''İslamiyetin en korkyuğu şey kadının özgürleşmesinin yanı sıra bireyin, bireyselliğinin farkına vararak, tercihlerini yaşamaya çalışmasıdır. Ümmetçi anlayışın hükmettiği alanın dışına çıkmak ve diğerlerine aykırı olan, kendi kimyasıyla örtüşen hayatı yaşamaya çalışmak ise en zor ve tehlikeli yol işte.
İrem, bir kadın olmanın dahi bir sürü sorunu beraberinde getirdiğini bile bile tercih ettiği -onu 'o' yapan, mutlu eden- hayatı yaşamaya soyundu. Hayal kırıklıklarının yanı sıra umutları da vardı elbet. Biz ise bireyselleşemediğimizden, o vicdana da sahip olmadığımızdan onun yüreğine dokunamadık hiç. Diğerlerinden farklı olmanın zaten yeterince zor olduğu bir ülkede, bir de biz isteklerimiz ve beklentilerimiz ile yorduk, tükettik, öldürdük onu.
Bütün kadınlarımızı yalnızlaştırdığımız gibi, onu da yalnızlığa ittik. Bir bıcağın ucuna hapsettik, yalnızlaştıkça adım adım yaklaştı o acıya.''
İrem, bir kadın olmanın dahi bir sürü sorunu beraberinde getirdiğini bile bile tercih ettiği -onu 'o' yapan, mutlu eden- hayatı yaşamaya soyundu. Hayal kırıklıklarının yanı sıra umutları da vardı elbet. Biz ise bireyselleşemediğimizden, o vicdana da sahip olmadığımızdan onun yüreğine dokunamadık hiç. Diğerlerinden farklı olmanın zaten yeterince zor olduğu bir ülkede, bir de biz isteklerimiz ve beklentilerimiz ile yorduk, tükettik, öldürdük onu.
Bütün kadınlarımızı yalnızlaştırdığımız gibi, onu da yalnızlığa ittik. Bir bıcağın ucuna hapsettik, yalnızlaştıkça adım adım yaklaştı o acıya.''
2/07/2011
Erkekler neden bizden bu denli nefret ediyor !
Erkekler, nefretlerinin nedenini ve bize yaptıkları bütün kötükleri neden sevgi denen kutsallığın kisvesi altına sokmaya çalışıyorlar ? Nasıl olur da bir ülkenin kanununda tecavüz suçunun bakire olan kadına, bakire olmayan kadına, evli olan kadına ya da hayat kadınına karşı işlenince cezası bu denli değişkenlik gösteriyor. Tecavüz etme düşüncesindeki erkeğin o fiiline karşı hukukumuz bazılarımızı korurken bazılarımızı da hedef haline getirmekten hiç mi çekinmiyor ! Bu hukuku yapan adamların hiç mi kendi değer verdikleri kadınları, sevdikleri kızları yok ! Bu adamlarda hiç mi adalet ve vicdan yok !
2/06/2011
İmrenmek !
Ne istediğini bilen insanlar vardır hepimizin etrafında. Hayattan ne istediğini bilen, ne yapmak istediğini bilen. Neyle mutlu olacağını, nasıl huzurlu uyuyacağını. Hayattan beklentileri vardır kimilerinin ve emindir istediklerinden. Gerçekleştirebilmiş olup olmamak değil kastettiğim. Sadece bilmek!
Kendini bulabilmiş insanlar vardır hepimizin etrafında. Kafasında tasarlayabildikleri bir hayatları olan insanlar ve azimle, hırsla gerçekleştirmek istedikleri şeyleri olan insanlar. Ben onlardan biri değilim. Düşündüğüm zaman aklıma gelen tek görüntü; yollar, upuzun, nereye vardığı belirsiz yollar. Buna dair bile kesin değil hiçbir şey, herşey bulanık ve flu.
Mutlu olabilmek ve mutlu edebilmek. Düşünsenize bazı insanlar ömürlerinin sonuna kadar birini mutlu etmeyi başarabiliyorlar, üstelik sadece varlıklarıyla yapıyorlar bunu. Karşısındaki insan da bu verdiği mutluluğun onurunuyla mutlu ediyor bir diğerini. Bazı insanlar, gerçekten böyle yaşayabiliyorlar. Sayıları belki az ama varlar.
Kendini bulabilmiş insanlar vardır hepimizin etrafında. Kafasında tasarlayabildikleri bir hayatları olan insanlar ve azimle, hırsla gerçekleştirmek istedikleri şeyleri olan insanlar. Ben onlardan biri değilim. Düşündüğüm zaman aklıma gelen tek görüntü; yollar, upuzun, nereye vardığı belirsiz yollar. Buna dair bile kesin değil hiçbir şey, herşey bulanık ve flu.
Mutlu olabilmek ve mutlu edebilmek. Düşünsenize bazı insanlar ömürlerinin sonuna kadar birini mutlu etmeyi başarabiliyorlar, üstelik sadece varlıklarıyla yapıyorlar bunu. Karşısındaki insan da bu verdiği mutluluğun onurunuyla mutlu ediyor bir diğerini. Bazı insanlar, gerçekten böyle yaşayabiliyorlar. Sayıları belki az ama varlar.
2/02/2011
Sevmek!
İnsan birini sevmeye başladığı zaman, ona dair herşeyi de sevmeye başlıyor. Onun çocukluğunu, bilmediği geçmişini; onun bütün acılarını, hayalkırıklıklarını sarmalayıp, içine alıp yok etmek istiyor. Onun gözlerinde ona dair herşeyi görüp, sevinçlerine ortak olmak, acılarını yok etmek istiyor. Kimi zaman kıskanıyor o geçmişi ama iyileştirebilmeyi daha çok diliyor. Karşısındaki insanın mutsuzluğunu mutluluğa çevirmeyi ümit etmek. 'Sen ne kadar gizlemeye çalışsanda keder dolu geçmişini gözlerin bir ayna gibi gösteriyor bana, sana olan sevgimle kalbimin yerinde duran üçüncü gözümle görüyorum seni kahreden anları ve ta içimde hissediorum bunu.' diyebilmeyi istemek ama sadece susmak ve kollarını açmak karşındakine, bir anne gibi...
1/29/2011
İnsanın tek ihtiyacı olan şey kendisi, kendi içindeki.
Kendinle birlikte her yere götürdüğün şey içinde. İnanacağın Tanrı içinde, seninle birlikte her yerde, ama bazen o kadar uzağa düşersinki ondan. Kendini bilmezsin, unutursun. Sonra aslında hep seninle birlikte olan o inancı bulmak için gidersin, kaçarsın, ararsın. Başka şehirlerde, başka iklimlerde ararsın kendini, tanırsın zamanla, dinlersin kendini. Daha çok insan olmaya başlarsın, tanımadığın insanlara yardım etmek istersin, kimsenin bilmeyeceği iyilikler yapmayı hayal edersin.
Paylaşmanın onuruyla tanışırsın, doğaya dokunursun, yüreğini açarsın, koklarsın onu sonra gülümsersin herşeye herşeyinle, kalbinle, aklınla, ciğerlerine varana kadar hayata gülümsersin. Sessizliğin sesiyle tanışırsın, doğayı dinlersin. Herbir yaprak hışırtısında hiçbir zaman yalnız kalamayacağını öğrenirsin. Gülümsersin hayata.
Kendinle birlikte her yere götürdüğün şey içinde. İnanacağın Tanrı içinde, seninle birlikte her yerde, ama bazen o kadar uzağa düşersinki ondan. Kendini bilmezsin, unutursun. Sonra aslında hep seninle birlikte olan o inancı bulmak için gidersin, kaçarsın, ararsın. Başka şehirlerde, başka iklimlerde ararsın kendini, tanırsın zamanla, dinlersin kendini. Daha çok insan olmaya başlarsın, tanımadığın insanlara yardım etmek istersin, kimsenin bilmeyeceği iyilikler yapmayı hayal edersin.
Paylaşmanın onuruyla tanışırsın, doğaya dokunursun, yüreğini açarsın, koklarsın onu sonra gülümsersin herşeye herşeyinle, kalbinle, aklınla, ciğerlerine varana kadar hayata gülümsersin. Sessizliğin sesiyle tanışırsın, doğayı dinlersin. Herbir yaprak hışırtısında hiçbir zaman yalnız kalamayacağını öğrenirsin. Gülümsersin hayata.
1/28/2011
HAYIR !
Cinsiyetçiliğe, ırkçılığa, horgörmeye, vurmaya, dövmeye, sövmeye, bağırmaya, silaha, dayağa, zorbalığa, kurnazlığa, küstahlığa, boş boğazlılığa, kendini bilmezliğe, faşistliğe, adaletsizliğe, küçük görmeye, cehalete, baskıya, şiddete, yasaklamaya, yoksaymaya, umursamazlığa, duymazlıktan-görmezlikten gelmeye, acımasızlığa, sevgisizliğe, nefrete, ağlatmaya, üzmeye, öldürmeye, tacize, tecavüze, aldatmaya, kandırmaya, yalana, zorlamaya, sömürmeye, kırmaya, incitmeye, acıtmaya HAYIR !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

