Sevgisizliğe, sömürülmeye, becerilmeye. Üç kuruşa karnızımı doyurmak için bedenimizi sunmaya ve bizden tarafa baktığımızda kimsesizliği görmeye, yalnızlığı ve yagırdanmayı tatmaya öyle alışmışızki. En küçüğümüzden en büyüğümüze. Terk edilmişliğe öyle alıştırılmışızki, kadın olarak doğduğumuz için lanet etmeye. Yeni belirmeye başlayan göğüslerimizi gizlemeye, kadınca dürtülerimizi bastırmaya, kendimizi bir aşka saklamaya ve hep bir gün prenses olacağımız düşünü kurmaya.
Hayat ne yazıkki Mardin'de 13 yaşında 26 erkek tarafından anal ilişkiye maruz kalan o çocuğun gözünde bizim durduğumuz yerden olduğundan çok farklıydı. O, kimsesizliği de biliyordu, acı çekmeyi de, hıçkırıklarını boğazına girecek bir lokma ekmek için susturmasını da biliyordu. O, aramaız en hızlı büyümüş insandı. 13 yaşındaydı ama yüzyıla yetecek acıyı ve yalnızlığı tek bir bedende hissetmiş, yaşamıştı. Yalnız olmadığını düşündüğü bir an, biz iyice öğretmiştik ona yalnız olduğunu ve hep yalnız bırakılacağını. Umrumuzda bile olmadığını. Onun çocuk bedenini defalarca kez becerirken yaşadığı acının ufacık bir zerresini bile umursamadığımızı iyice öğrenmişti artık. Hala acı çekiyordu ve yalnızdı ama sadece biraz daha güçlüydü artık. Çünkü ne kadar yavşak ve aşağılık olduğumuzu en iyi şekilde göstermiştik ona.
Hep beraber en iyi kostümlerimizi giyip, hayatının sırf biz erkeklere hizmet etmek için yaratıldığını göstermiştik ona. Hepimiz ezberimizi iyi yapıp, rolümüzü sahiplenmiştik. Bizdik, erkektik, kadın bizim için yok muydu zaten, bizdik bu yahu erkek, adam. Artık susturmayı da öğrenmiştik, sömürmeyi, kullanmayı öğrendiğimiz gibi. Hayat denilen şey, bizim uçkurumuzun etrafındaki sinirlerden oluşuyordu ne de olsa. Bizdik bu, erkek!
(Seni koruyamadığım için beni affet küçük kız)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder