2/23/2011

Tecavüz ve hadım etme olgusu

Tecavüzün cinsel dürtülerine engel olmamak dışında çok fazla nedeni vardır. Nedenleri psikolojik ve sosyolojik olmak üzere farklı kaynaklardan beslenebilir. Ataerkilliğin günlük hayatta fazlasıyla hissedildiği toplumlarda ise tecavüz ve taciz vakaları ne yazıkki bireye indirgenemeyecek denli kapsamlı hale gelmiştir.  Bu tip aile yapısı içinde büyüyen insanlarda bazen tecavüz etme güdüsünden çok, bu fiil kendini dışa vurma ve ifade etme biçimine dönüşebilmektedir. Bu tip kapalı toplumlarda tecavüzcü diye anılan insanı cezalandırmak, sadece bu suçu oluşturan etkenleri gözardı ederek bütün suçu bir bireye yüklemekten başka birşey olmayacaktır. Tecavüz veya taciz olgusu aslında bir başka insan üzerinde hakimiyet kurma, kendini kabul ettirmeye çalışma, sevilme isteği yahut içindeki öfkenin karşısındaki insanı küçülterek giderilmeye çalışılması şeklinde gelişen bir vakadır. Tecavüzü, bütün suçlular açısından yalnızca cinsel dürtünün kontrolsüzlüğüne indirgemek, sadece asıl sorunu görmezlikten gelmeye çalışmaktır. Bu tip hasta insanları cezalandırma yöntemlerinde dikkatli ve titiz davranmak toplumun güvenliliğini sağlamak açısından önemlidir. Ceza yapıcılar öncelikle karşılarındaki bireyin bir hasta olduğunu dikkate almakla yükümlüdürler.

2/21/2011

Yalnızlık ve kadın!

Sevgisizliğe, sömürülmeye, becerilmeye. Üç kuruşa karnızımı doyurmak için bedenimizi sunmaya ve bizden tarafa baktığımızda kimsesizliği görmeye, yalnızlığı ve yagırdanmayı tatmaya öyle alışmışızki. En küçüğümüzden en büyüğümüze. Terk edilmişliğe öyle alıştırılmışızki, kadın olarak doğduğumuz için lanet etmeye. Yeni belirmeye başlayan göğüslerimizi gizlemeye, kadınca dürtülerimizi bastırmaya, kendimizi bir aşka saklamaya ve hep bir gün prenses olacağımız düşünü kurmaya.
Hayat ne yazıkki Mardin'de 13 yaşında 26 erkek tarafından anal ilişkiye maruz kalan o çocuğun gözünde bizim durduğumuz yerden olduğundan çok farklıydı. O, kimsesizliği de biliyordu, acı çekmeyi de, hıçkırıklarını boğazına girecek bir lokma ekmek için susturmasını da biliyordu. O, aramaız en hızlı büyümüş insandı. 13 yaşındaydı ama yüzyıla yetecek acıyı ve yalnızlığı tek bir bedende hissetmiş, yaşamıştı. Yalnız olmadığını düşündüğü bir an, biz iyice öğretmiştik ona yalnız olduğunu ve hep yalnız bırakılacağını. Umrumuzda bile olmadığını. Onun çocuk bedenini defalarca kez becerirken yaşadığı acının ufacık bir zerresini bile umursamadığımızı iyice öğrenmişti artık. Hala acı çekiyordu ve yalnızdı ama sadece biraz daha güçlüydü artık. Çünkü ne kadar yavşak ve aşağılık olduğumuzu en iyi şekilde göstermiştik ona.
Hep beraber en iyi kostümlerimizi giyip, hayatının sırf biz erkeklere hizmet etmek için yaratıldığını göstermiştik ona. Hepimiz ezberimizi iyi yapıp, rolümüzü sahiplenmiştik. Bizdik, erkektik, kadın bizim için yok muydu zaten, bizdik bu yahu erkek, adam. Artık susturmayı da öğrenmiştik, sömürmeyi, kullanmayı öğrendiğimiz gibi. Hayat denilen şey, bizim uçkurumuzun etrafındaki sinirlerden oluşuyordu ne de olsa. Bizdik bu, erkek!

(Seni koruyamadığım için beni affet küçük kız)

2/17/2011

Anemon Karidesi - Gerçek olamayacak kadar güzel !



Benim dilek ağacım :)

Yolculuk

Hayat uzun bir yolculuk, kendimize yaptığımız yolculuk ise uzun olmaktan ziyade, yürek isteyen bir yolculuk. Sevmek, anlamak, anlayış göstermek ve iyiniyetli bir yüreğe sahip olmak için cesaret isteyen bir yolculuk.
Her gün öğreniyorum, neyi az yaptığımı ya da neyi çok; neyi yanlış yaptığımı ya da neyi doğru; kimi anlayabildiğimi ya da kime anlayışsızca yaklaştığımı; kime hoşgörüyle davrandığımı ve kime karşı hoşgörüsüz olduğumu; nerde kötü ve nerde iyi olduğumu; nerde aptallık yaptığımı; nerde dinlemekten vazgeçtiğimi; nerde sarılmak yerine yargılamayı seçtiğimi; neden dinlemek yerine suçladığımı; neden susmanın bazen en iyi sözcükler olduğunu unuttuğumu; herkesin bir sırrı olduğunu; birşeyin içinde yer almak için illa sevmek gerekmediğini; bazen saçmada olsa orda, biriyle birlikte olman gerektiğini; bazen birinin elini sırf sana ihtiyacı olduğu için tutman gerektiğini; değersiz şeyler yüzünden insanları kırmamak gerektiğini; kaybettiğimiz her insanın bizden bir şeyleri de beraberinde götürdüğünü; aramızdaki uzun yolların bizi koparmaya yetmeyeceğini; insanlara güvenerek güne başlamanın değerini; her şeye rağmen her gün yeni başlangıçlar yapabilmenin mümkün olduğunu; gülümsemenin bir insana verilecek en güzel armağan olduğunu; herkesten önce kendine dürüst olmanın önemini; unuttuğun güzellikleri daha sık hatırlaman gerektiğini; bir şeyleri sadece kendin için yapmanın yarattığı şımarıklığın tatlı halini; bazen hiçbir şey yapmamanın da aslında bir şey yapmak olduğunu; hatalarından kaçamadığını, yalnızca yüzleşip kendine dürüst olman gerektiğini; güçlü olmaktan daha önce sevgi dolu bir kalbe sahip olmanın önemini; sevmeyi; mutlu etmeyi; tanımadığın insanlar için iyi bir şeyler yapman gerektiğini; bazen hiç düşünmeden denize atlaman gerektiğini ya da hiç düşünmeden bir dağın yamacında yürümen gerektiğini; yaşamamız için tek bir hayata sahip olduğumuzu ve iyi şeyler biriktirebilmenin harikalığını; biriken her kötü anının içimizi çöplüğe çevirdiğini; insanın hiçbir şeyi unutma becerisine sahip olmadığını; unutmaya çalışmak yerine sadece kabullenip kendini sevmen gerektiğini; ve kesinlikle insanları sevmenin yolunun kendini sevmekten geçtiğini; kendinle barışık olmadan dünyayla barışamayacağını; doğayı sevmen gerektiğini ve gülümsemenin hafifliğini :)

2/15/2011

Issız Adam filminden sonra yönetmenler aşk filminin de para ettiğini farkedince, e haliyle konusu aşk olan bir sürü senaryo çıktı ortaya. Ardından yönetmenler de başladılar filmleri çekip çekip piyasaya sunmaya, tek sorunumuz aşk'ın nasıl ifade edilirse daha iyi bir aşk olacağıymış gibi. Neyse en azından artık cinselliğe de değinme yürekliliğine sahip aşk filmlerimiz var :)

2/13/2011

Çocuk olmak!

Tüm Ortadoğu' da din kıstası altında erkekler çok küçük yaşta çocuklarla evlendirilir, ve o çocuk adamın ilk ve tek karısı da değildir hiç bir zaman. Eminim bizim ülkemizde de bir çok erkeğin de aklından geçen bir düştür bu. Sadece biz de yasal yollardan yapamadıklarını, gizli kapaklı yapıyorlar yine de. Erkek neden kendini dizginlemeye ihtiyaç duyarki? Erkektir bu yahu, canı istediğinde istediğini yapar, hatta sonra da batı-ecnebi kadınlarını yerden yere vurar, korkar da ondan. Erkek hegomanyasında yaşadıkça, çocuklarımızdan hayatın en temel gerçeğini, varoluşunu gizledikten sonra bir yere varamayız biz. Çocuğum cinselliği de bilecek, karşı cinsin ne olduğunu da, seksi de elbette. Ne olduğunu bilecekki başına geldiğinde ne yapmasını bilebilecek, saklamak yerine söylemeyi tercih edecek belki de bu sayede. Biz de neden (çok yaygın olmasına rağmen) hiç ensest ya da pedofili hakkında film yoktur ya da dizi çok merak ederim. Neden hala bir tabudur bu da bekaret gibi. O kadar çok şey varki konuşamadığımız birbirimizle. Bu gibi şeyler hayatımıza girdikçe biz de çocuklarımıza öğretebiliriz, kafalarında şekillenmesini sağlayabiliriz. Yoksa 10-11 yaşındaki çocuğunuzu 30 yaşındaki çok sevdiği amcası,vs. taciz eder, o da bunun ne olduğunu bilmediğinden korkar susar. Çocuk bu karşınızdaki çok şey beklemeyin onlardan.

Radikal' in ''Bir tecavüz dayanışması'' haberine ithafen!

Ne denebilir ki!

Aslında o kadar çok şey varki denecek ancak yazıyı okurken gözyaşlarım bu sıkıştırılmışlığı anlatabilir. İçimden bir şey gelmiyor, ne bir öfke belirtisi ne bir kızgınlık hali sadece garip bir yalnızlık ve terkedilmişlik ve son nefesine kadar tüketilmişliği hissediyorum. Bu en vahşicesi olsa gerek, eskiden bir evin içinde herkesin bildiği ama sesini çıkarmadığı ensestlerimiz vardı, şimdiyse bir şehir var ülkemde, küçük kız çocuklarını çocukça şeylerle kandırıp kendi iktidarsızlıklarının acısını onlarla unutmaya çalışan. Koca bir şehir var ülkemde adımımı atmamama yetecek kadar yeterli nedeni bana sunan. Bir şehir var ülkemde yaşlısıyla genciyle erkeğiyle kadınıyla dünyanın en büyük günahını işleyen. Ne yapılabilir böyle bir durumda, nasıl yaşanabilir bu ülkede o insan demeye bile korktuğum insanların arasında. Nasıl umudu kalır insanın herşeyin bir gün daha güzel olacağına...

Bir cinayetin toplum gözünde normalleştirilmeye çalışılması vakası (!)

''İslamiyetin en korkyuğu şey kadının özgürleşmesinin yanı sıra bireyin, bireyselliğinin farkına vararak, tercihlerini yaşamaya çalışmasıdır. Ümmetçi anlayışın hükmettiği alanın dışına çıkmak ve diğerlerine aykırı olan, kendi kimyasıyla örtüşen hayatı yaşamaya çalışmak ise en zor ve tehlikeli yol işte.
İrem, bir kadın olmanın dahi bir sürü sorunu beraberinde getirdiğini bile bile tercih ettiği -onu 'o' yapan, mutlu eden- hayatı yaşamaya soyundu. Hayal kırıklıklarının yanı sıra umutları da vardı elbet. Biz ise bireyselleşemediğimizden, o vicdana da sahip olmadığımızdan onun yüreğine dokunamadık hiç. Diğerlerinden farklı olmanın zaten yeterince zor olduğu bir ülkede, bir de biz isteklerimiz ve beklentilerimiz ile yorduk, tükettik, öldürdük onu.
Bütün kadınlarımızı yalnızlaştırdığımız gibi, onu da yalnızlığa ittik. Bir bıcağın ucuna hapsettik, yalnızlaştıkça adım adım yaklaştı o acıya.''

2/07/2011

Erkekler neden bizden bu denli nefret ediyor !

Erkekler, nefretlerinin nedenini ve bize yaptıkları bütün kötükleri neden sevgi denen kutsallığın kisvesi altına sokmaya çalışıyorlar ? Nasıl olur da bir ülkenin kanununda tecavüz suçunun bakire olan kadına, bakire olmayan kadına, evli olan kadına ya da hayat kadınına karşı işlenince cezası bu denli değişkenlik gösteriyor. Tecavüz etme düşüncesindeki erkeğin o fiiline karşı hukukumuz bazılarımızı korurken bazılarımızı da hedef haline getirmekten hiç mi çekinmiyor ! Bu hukuku yapan adamların hiç mi kendi değer verdikleri kadınları, sevdikleri kızları yok ! Bu adamlarda hiç mi adalet ve vicdan yok !

2/06/2011

İmrenmek !

Ne istediğini bilen insanlar vardır hepimizin etrafında. Hayattan ne istediğini bilen, ne yapmak istediğini bilen. Neyle mutlu olacağını, nasıl huzurlu uyuyacağını. Hayattan beklentileri vardır kimilerinin ve emindir istediklerinden. Gerçekleştirebilmiş olup olmamak değil kastettiğim. Sadece bilmek!
Kendini bulabilmiş insanlar vardır hepimizin etrafında. Kafasında tasarlayabildikleri bir hayatları olan insanlar ve azimle, hırsla gerçekleştirmek istedikleri şeyleri olan insanlar. Ben onlardan biri değilim. Düşündüğüm zaman aklıma gelen tek görüntü; yollar, upuzun, nereye vardığı belirsiz yollar. Buna dair bile kesin değil hiçbir şey, herşey bulanık ve flu.
Mutlu olabilmek ve mutlu edebilmek. Düşünsenize bazı insanlar ömürlerinin sonuna kadar birini mutlu etmeyi başarabiliyorlar, üstelik sadece varlıklarıyla yapıyorlar bunu. Karşısındaki insan da bu verdiği mutluluğun onurunuyla mutlu ediyor bir diğerini. Bazı insanlar, gerçekten böyle yaşayabiliyorlar. Sayıları belki az ama varlar.

2/02/2011

Sevmek!

İnsan birini sevmeye başladığı zaman, ona dair herşeyi de sevmeye başlıyor. Onun çocukluğunu, bilmediği geçmişini; onun bütün acılarını, hayalkırıklıklarını sarmalayıp, içine alıp yok etmek istiyor. Onun gözlerinde ona dair herşeyi görüp, sevinçlerine ortak olmak, acılarını yok etmek istiyor. Kimi zaman kıskanıyor o geçmişi ama iyileştirebilmeyi daha çok diliyor. Karşısındaki insanın mutsuzluğunu mutluluğa çevirmeyi ümit etmek. 'Sen ne kadar gizlemeye çalışsanda keder dolu geçmişini gözlerin bir ayna gibi gösteriyor bana, sana olan sevgimle kalbimin yerinde duran üçüncü gözümle görüyorum seni kahreden anları ve ta içimde hissediorum bunu.' diyebilmeyi istemek ama sadece susmak ve kollarını açmak karşındakine, bir anne gibi...